Karanlığın ve ışığın buluştuğu yerde, elbet kan dökülecektir. Savaşın kapıları sana açıldı, gecenin sesini dinle ve yüreğindeki zarlarla oyna. Doğru yolu bulacaksın...
 
AnasayfaHouse Of NightTakvimSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Robert.

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Robert Hamilton
6.Sınıf Çaylak
6.Sınıf Çaylak
avatar

En Belirgin Özelliği : Gözleri
Mesaj Sayısı : 14
Kayıt tarihi : 07/09/10

Rpg Gücü
Rp Puanı Rp Puanı: 100
Uyarı Seviyesi Uyarı Seviyesi:

MesajKonu: Robert.   Salı Eyl. 07, 2010 12:02 pm

İşte yine yalnızlığımı hatırlatacak günlerden birindeyim…

Herkes
telaşla etrafa koşuştururken ben oturup onları izlemeyi tercih ettim.
Kimse fark etmiyor bile beni. Haklılar da ailelerine, sevdikleri
insanlara güzel görünmeliler. Tek haksızlık “Sadece ailenizi
çağırabilirsiniz.” kuralı. Ailesi olmayanlar? Gidip sorma gereksinimi
hissetmedim. Hiç biri ailemle paylaşacağım mutluluktan daha önemli
olamazdı. Hiçbiri annem kadar babam kadar mutlu olamazdı. Bu yüzden hiç
kimseyi çağırmadım. Bazen diyorum ki çok mu takıyorum onları, hayatımı
mahvediyorum. Ama cevabım hemen evet oluyor. Takılmaya değmezler mi
sizce de?

Her zaman okulun en tuhaf kızıydım ben. Ben mi tuhaftım
yoksa onlar mı? Hep gülümsediğim için mi tuhaftım? Hep mutlu göründüğüm
için mi tuhaftım? Mesela bugün son dakika hazırlanacağım için mi
tuhaftım? Ama içimi bilmiyorlardı ki. O içten gülümsemelerimin nedenini…
O mutlu görünmemin altında yatan etkeni… Son dakika hazırlanmamın
nedenini…

Gecenin başlamasına iki saat vardı. Arkadaşlarım
şimdiden hazırlanmışlardı bile… Ben ise yatağımın üzerine bağdaş kurup
oturmuş onları izliyordum ve yorum yapıyordum. “Evet, çok güzel oldun.” “Mavi sürmelisin…” “Hayır, canım üzme kendini ailen seni her halinle sever.” Canım yana yana kurmuştum son cümlemi…

Sdynee:

- Sen hala hazırlanmadın mı?

- Bir saat sonra hazırlanmaya başlarım.

- Saçmalama o zamana kadar ne yetiştirebilirsin ki?

Bir şey dememe fırsat bırakmadan beni kolumdan çekti. Dolabımı açtı ve eşyalarıma göz gezdirmeye başladı.

Sdynee
en yakın arkadaşım… O da olmasa her şey çekilmez olurdu benim için…
Tuhaf gelmemden olsa gerek herkesi tanırım. Slytherin'den tut
Gryffindor’a kadar… Müdürden tut merdivenlerdeki tablolara kadar...
Yinede hep yalnız hissediyorum kendimi.

“Bu olmaz… Bu hiç olmaz…
Bu eh sanki… İşte buldum!” o kadar çok bağırmıştı ki odada ki diğer
kızlar dönüp ona bakmıştı. O da biraz benim gibi ayarsızdı işte… Bu
kadar bağırdığı şeyin ne olduğunu merak ettim doğrusu. Hem de benim
dolabımda öyle mi?

-Bak bunu giymelisin.

Geçen seneden
kalma hiç giymediğim ve giymeyi hiç düşünmediğim beyaz, üzerinden tüller
sarkan mini denecek kadar olmasa da kısa bir elbiseyi çıkarmıştı.
Teyzem doğum günümde almıştı. O buraya nasıl karışmıştı ki? Burun
kıvırdım. Uzun bir aramadan sonra geçen gün aldığım siyah ve cepleri
olan bir elbiseyi gösterdim. O da burun kıvırdı. Odada ki diğer kızların
yardımıyla en sonunda beyaz elbiseyi giydirmeyi başardı. Aynanın
önündeki sandalyeye oturttu ve adeta bir makyöz edasıyla başladı beni
boyamaya… Neredeyse bir saat boyunca yüzümde neler yaptığını merak
etmeye başlamıştım ki “Sonunda” dediğini duydum. İstediğini yapmış
olduğu yüzündeki gülümsemeden belliydi. Beni aynaya çevirdi ve şok… Bu
ben miydim?

"Bu da kim? " Dedim.

"Sensin!" Dedi kıkırdayarak.

Ben
de güldüm ama hala gerçekten ben olduğuma inanamıyordum… Saat gelmişti.
Herkes yavaş yavaş aşağıdaki yerlerini alıyordu. Herkesin bir kavalyesi
vardı. En nefret ettiğim de buydu ya işte… Tüm okulda ‘Tuhaf kız’ diye
ün salmışsan kavalyenin olmaması doğaldı. O da boşalmıştı. En son giden
Sdynee, beni bırakıp gitmek istemiyordu. Gelmeyeceğimden korkuyordu.
Haklıydı da gitmek istemiyordum ama bu mutlu günde onu da üzmek
istemiyordum. ” Kararsızlık, kötü bir karardan bile beterdir. En azından
kötü kararından sonra bir daha o yanlışı yapmamaya çalışırsın.” Derdi
babam. Babamın o mükemmel sözlerinden birisiydi sadece… Babamı dinlemeye
karar verdim ve aşağıya indim.

Merdivenlerden inmeden önce son
kez şuan süslü ve benim için çok şey ifade eden salona baktım. Neler
yaşamıştım, neler yaşamıştık… İlk kez mektup geldiği günkü heyecanımı
hiç unutamam. Gelir gelmez alışverişe çıkmamız için annem ve babama
yalvarmıştım adeta. Alışverişimizi tamamladığımızda babamın söylediği
sözü hiç unutmam. “Büyü, her şeyin ötesindedir. Kendine dikkat
etmelisin. Kurallara uymalısın. Her kural senin koruyucu meleğin
gibidir. Sakın unutma!” Unutmadığım halde uymuyordum. Zaten bu konuda
ona bir söz veremeyeceğimi o da gayet iyi biliyordu. Küçükken
hiperaktiftim- ki hala daha öyleyim-başımı sokmadığım çok az şey vardı.

Hani
filmlerde olur ya merdivenlerden esas kız iner. Herkes ona bakar. İşte
şuan bana olan şeyde tam olarak oydu. Tek fark bende esas kızı
oynayabilecek hiçbir şey yoktu. Fısıldamalar ve parmakla göstermeler
başlamıştı. Kendimi işte o an çok tuhaf hissettim. Önüme bakarak
yürümeye karar verdim. Düşmemek için değildi tabiî ki… Utanmıştım.
Yüzümün kızarmadığından emin olamadığım içindi. Merdivenden indim ve
hemen sağında durdum. Bu şekilde Sdynee’nin yanına gidemezdim. O an
sadece ayağımı ve oradan geçmekte olan ayakları görüyordum. Bir ayak
önümde durdu. Erkek ayakkabısı giymişti. O halde bu bir erkekti. Ne
saçmalıyordum ben böyle?

"Merhaba"
Dedi biraz önce saçmalamama sebep olan kişi. Yüzümü kaldırdım ve
önümdekinin kim olduğuna baktım. Ve yine bir şok… Bugün şok olma günüm
müydü acaba? Karşımdakinin Slytherin binasından olduğuna kesinlikle
emindim.

"Merhaba. "Dedim neredeyse duyulmayacak bir şekilde. Gülümsedi. Ben de gülümsedim.

"Sanırım bir kavalyen yok."

"Evet." Dedim yüzüne bakmıyordum. Ah! Hayır, olamaz baştan anlamalıydım ve hemen buradan uzaklaşmalıydım.

"Eğer sende istersen kavalyen olmak istiyorum." Dedi kendinden emin bir şekilde.

“Düşüncelerinle oynayabilirsin ama mimiklerinle asla!” Derdi o mükemmel sözlerin sahibi…

"Teşekkür ederim ama kavalyem olsun istemiyorum."

"Lütfen
istemediğini biliyorum ama bence kendine haksızlık ediyorsun. Eğlenmek
senin de hakkın. Biliyorsun okulda ki son günümüz bir daha birbirimizi
görmeyeceğiz."

Haklıydı. Biraz eğlenmem ailemin de hoşuna
giderdi. Hem amacıma ne olmuştu. Onlara anlatacağım güzel anılarım
olmalıydı. Peki dercesine başımı salladım. Gülümsüyordu. Ben de
gülümsedim ve uzun masalardan birine yürümeye başladık. Bugün tüm
binalar istedikleri yere oturabiliyorlardı. Herkes karışmıştı. Sdynee’yi
göremiyordum.

"Ailen gelmedi mi?" Dedim boğuk bir sesle.

"Hayır. Önce bizim eğlenmemizi istiyorlar biliyorsun. Aileler bir iki saat sonra gelmeye başlar. "

"Bilmiyordum. Bu geceyle ilgilendiğim söylenemez"

"Neden?"

"Boşver…"

Daha
fazla ısrar etmedi. Gözlerimin dolduğunu hissediyordum. O da fark etmiş
olmalıydı. Gryffindor masasına oturduk. Bir Slytherin’liye göre rahat
görünüyordu. Başka bir Slytherin’li olsa çoktan yüzü düşerdi. Bana zaten
hiçbir şey olmadı. Gryffindor’dan da bir sürü arkadaşa sahiptim.
Rawenclaw binasından olmama karşın…

Ve tören başladı. Önce şarkımızı okuduk. Müdür beyin konuşmasından sonra da en korktuğum bölüme geldik. Müzik başlamıştı.

Tüm
çiftler dans ediyordu. Adını bilmediğim Slytherin’li arkadaşım da beni
kaldırmaya gelmişti. Elini uzattı. Çocuğu rezil etmemek için geri
çeviremedim. Piste giderken “Danstan pek anlamam.” Diye fısıldadım kulağına. Gülümsedi. Onun o rahatlığı gerçekten hoşuma gitmeye başlamıştı.

Tüm çiftler gibi bizde dans etmeye başladık. Evet, dans edebiliyorduk. Slytherin’li arkadaşım gerçekten bu konuda mükemmeldi. “Ayağına basmadım değil mi?” Dedim gülerek kontrol ondayken basmam imkânsız gibi bir şeydi. “Basmadın Elizabeth.” Dedi gülümseyerek o benim adımı biliyordu ama ben onun kini bilmiyorum. “Özür dilerim ama ben senin adını bilmiyorum.” Dedim utanarak sanki ortada utanmamı gerektiren bir durum varmış gibi… “Ah! Ne kadar aptalım. Kendimi tanıştırmayı unuttum. Theo Usherwood, Slytherin öğrencisiydim belki görmüşsündür.” Başımı sallayarak onayladım. Konuşmasını bölmek istemiyordum. “Başka öğrenmek istediğin bir şey var mı?” Dedi “ Hayır, teşekkür ederim bu kadar yeterli.” Dedim tebessüm ederek.

İşte
korktuğum an gelmişti. Aileler yavaş yavaş kapıdan girmeye
başlamışlardı. Birbirlerini öpmelerine, sarılmalarına tahammül
edebileceğimi sanmıyordum. Bu yüzden hiç kimseye- Theo da dahil- fark
ettirmeden odama çıktım. Yastığımın altındaki annem, babam ve ablamla
gülümseyerek el salladığımız gazete parçasını aldım ve yine kimseye fark
ettirmeden dışarı çıktım. Yalnız kalmak istiyordum. Bu sefer ilk defa
yalnız kalmak istiyordum gerçekten. Yasak ormana gitmeyi düşündüm ama
kendimi bile bile tehlikeye atamazdım bu yüzden şuan boş olmasını
umduğum göl kenarına gittim. Ve boştu…

Bir ağacın altına oturdum.
Aileme baktım. Bu sefer her zamankinden daha fazla bir özlemle…
İçeridekilerin yokluğumu fark etmeyeceklerini biliyordum. Hatta emindim.
Uzun sürede-gece bitene kadar- buradan gitmeye hiç niyetim yoktu.
Gözlerim dolmuştu. Bugün doğum günümdü üstelik. Yıldızlar her
zamankinden daha da parlaktı. Benim için olmadığına eminim. Küçükken
annemle yıldızları izlerdim. Birlikte en parlak yıldızı avucumuza
alırdık ve bir dilek tutardık. Sonra avucumuzu açarak yıldızımızı yine
gökyüzüne üflerdik. O zaman ki dileklerim babamı satrançta yenmek,
ablamın Astronomi’den yüksek not alması gibi benim gibi küçük şeylerdi.
Benimle sonsuza kadar birlikte olmalarını dilerdim. Böyle olacağını
bilseydim… Bu anıdan sonra gözyaşlarım akmaya karar verdiler. Yine de
daha çok ağlayacağımı bile bile, onu daha çok özleyeceğimi bile bile en
parlak yıldızı avucuma aldım. Diğer elimle de gazete parçasını tutmuş,
içtenlikle gülümseyen-kime çektiğim belli- anneme bakıyordum. Bu sefer
dileğim öncekiler gibi küçük olmayacaktı. Öncekiler gibi umut
taşımayacaktı. Boş olacaktı ama olmasını her şeyden çok istediğim bir
dilek olacaktı. Ailemin yanımda olmasını diliyorum. En azından bu mutlu
olmam gereken gecede… Olmayacağını bile bile… Gözyaşlarım daha da
artmıştı. Avucumdaki dileğimi gökyüzüne üfledim… Babamın, ablamla benim
yanıma oturup yıldızları bir şeylere benzettirmesini hatırladım bu
seferde. Ne kadar eğleniyorduk. Ne kadar mutluyduk. Sanki o günler hiç
bozulmayacak gibiydi. Ama bozuldu…

Gazetemin elimden çekildiğini
hissediyordum. Gözlerimi açtım. Ne kadar süredir burada olduğumu
bilmiyordum. Uyuyakalmıştım. Beyaz elbisem toz toprak içindeydi. Saçım
bozulmuştu. Kendimden geçmiştim adeta… “Theo!” dedim bugünkü üçüncü şokumu yaşayarak. Yine o yüzündeki rahat ifadeyle gülümsüyordu. “Rahatsız etmiyorum umarım.” “Tabii ki hayır…” Benim yokluğumu fark eden tek insana karşı kaba davranamazdım. Her ne kadar yalnız kalmayı çok istesem de… Yanıma oturdu. “Özür dil…” Beni duymazlıktan geldi. “Elindekine bakabilir miyim?” Utanmıştım. “Evet, al...”
İlk defa birine gösteriyordum ailemi. İlk defa içimden terslemek
gelmiyordu. Gülümsedi ama sinir bozucu bir gülümseme değildi içtendi. “Güzelliğini kimden aldığın belli… Gücünü de babandan almışsın. Ablana hiç benzemiyorsun.”
İyice utanmıştım. İlk defa bir erkekten böyle sözler duymuyordum. Okul
hayatım boyunca sayamayacağım kadar çok teklif gelmişti ama kabul
etmemiştim. Belki birazda bundan olsa gerek tuhaftım… Ama bu
diğerlerinkinden farklı gelmişti. Diğerlerinde tek bir utanma belirtim
bile olmamıştı. Bu farklıydı… Konuşmasına devam etti. “Baban eski Sihir Bakanı değil mi?” Başımı salladım. Konuşmak istemiyordum. “Ablanı hatırlamıyorum. Anneni görmüş gibiyim… “ “Biçim Değiştirme Profesör’üydü.” “Tabi ya… O zaman sanırım okula başladığımızdan bir sene sonra oldu bu olay…” Neyi kastettiğini gayet iyi biliyordum. Direk öldüler demek yerine olay demeyi tercih etmişti… “Evet…” sesim çatlamıştı. Gözlerim yine dolmuştu. “Onları çok özlüyorsun değil mi?” Başımı salladım. Gözyaşlarım akıyordu. “Nasıl olduğunu öğrenmeyi isterim ama seni üzmek istemiyorum.” “Sorun değil…”
dedim kendimden emin bir şekilde… Ona güvenebileceğimi hissediyordum.
İlk defa birine güvenebileceğimi ve ailemi anlatabileceğimi
hissediyordum… Nereden başlasam bilemiyordum bu yüzden önce kendimi
tanıtmaya karar verdim. “Elizabeth April
Fantine. Fantine ailesinin şuan ki varisiyim. Ailemin küçük prensesiydim
ta ki onları kaybedene kadar... Birde ablam vardı benim. Bunu
biliyorsun zaten… Hepsini kaybettim. Babamı, annemi, ablamı… Nasıl
olduğunu bende bilmiyorum. Bilmekte istemiyorum zaten… Öğrensem ne
değişecek ki onlar bana geri dönmeyecek... Ya öldürülmüşlerse işte o
zaman kendimi kaybederim bu yüzden öğrenmeyi istemiyorum.


Babam
eski sihir bakanıydı. Annemse Hogwarts’ta çalışan profesörlerden
biriydi. Biçim değiştirme derslerine giriyordu. Canım annem hiçbir zaman
ayrım yapmazdı. Babamda görevini hep layığıyla yerine getirirdi.
İkisini de ne kadar çok özlüyorum anlatamam. Özlemimi başkalarının
yanında dışa vurmayı yasakladım kendime. Bu yüzden sustuklarım içimde
büyüyordu. Birine anlatmanın vakti geldi galiba… “
Dedim gözlerinin içine bakarak tüm içtenliğimle gülümsedim.

“Nereden
başlasam bilemiyorum. O haberi aldıktan sonra bir ay boyunca hastanenin
psikoloji bölümünde tedavi gören, ailesi olmayan bir kızdım artık ben…
Her gün profesörlerim, akrabalarım, arkadaşlarım beni yalnız bırakmamaya
çalışsalar da yalnızdım işte. Onlar yalnızca ziyaret saatlerinde
yanımda olabiliyorlardı ya diğer saatler? Diğer saatlerde tekrar
yalnızlığımla baş başa kalıyordum. Bir bilsen canımın nasıl yandığımı,
onları ne kadar çok özlediğimi… "


****

Teyzem evden birkaç eşya getirmiş. Ailemi hatırlatan bir şeylerin beni bu soğuk hastane odasında yalnız bırakmaması güzel…

-Merhaba canım. Bugün nasılsın?

-İyiyim galiba…

Uzun zamandır ilk kez konuşuyordum. Şifacı şaşırmıştı. Kendisini toparladıktan sonra:

-Konuşmaya karar vermene sevindim. Sana sorduğum soruları cevaplamanı istiyorum.

-Peki dinliyorum.

-Aileni kaybettiğin haberini aldığında neler hissettiğini anlatmanı istiyorum.

-Zor
olacak ama peki anlatayım… Okuldayken içimde bir gariplik vardı. Nefes
almakta güçlük çekiyordum. Kalbimde sürekli bir acı vardı. Tam
adlandıramayacağım bir şey yaşadım koridorda, sanırım bir kriz ya da
anlık nöbet gibiydi. Ablamı gördüm. Arkasında da bir ışık… Ablama
geliyordu. Bağırdım “Abla!! Dikkat et..”
Ablam beni duymuyordu. Işık geldi ve yok oldu. Gözlerimden yaşlar
süzülüyordu. Kendimi toparlamaya çalıştım. Etrafıma baktım herkes bana
bakıyordu. Bir elimi duvara dayamıştım nefesimi kontrol altına almak
için çabalıyordum ki yine o ışığı gördüm. Bu sefer babam vardı karşımda…
Tüm gücümle bağırmaya başladım belki sesimi duyurabilirdim. “Babaaa! Arkandaaa… Işık…”
Ve…. Artık babamda yoktu. Gözyaşlarım daha da artmıştı. Artık
durduramıyordum. Kimseyi görecek halde değildim. Ve yine o aptal ışık
babamı ve ablamı benden alan ışık… Bu sefer annemi benden almaya
hazırlanıyordu. Annem bana her zamankinden daha da içten gülümsüyordu.
Bu sefer o ışığı yenmeliydim. Annemi de o ışığa kaptırmamalıydım.
Sessimin kısılabilmesine aldırmadan bağırdım. “Anne! Işıkkk.. Arkana bak..”
Annem beni duymuyordu. Yanına gitmeye karar verdim. O halde karar
alabilmem şaşırtıcıydı doğrusu... Gitmeliydim ama gidemiyordum. Belimi
ve kollarımı tutan eller benim anneme gitmemi engelliyordu. Gözyaşlarım
sel olmuştu. “Anne… Annee!!” Ve o da
yoktu artık. Gözyaşlarımdan etrafımı görmekte zorlanıyordum. Başım
dönüyordu. Gözlerim kararıyordu. En son gördüğüm kuru bir kalabalık,
beni hala tutmakta olan çeşitli binalardan çocuklar ve Sihir Tarihi,
KSKS profesörü oldu.

Gözlerimi açtığımda ilk müdür Bay Javert’i gördüm. Önce kendime sonra da ona “Onlar ölmedi!”
Dedim. Şaşırmış bir şekilde bana baktı. Herkes şaşırmıştı. Fısıltılar
yükseldi. Hiç birini duyabilecek halde değildim. Bay Javert elimi tuttu.
Bana değil kalabalığa bakıyordu. Gözleriyle Uçuş Profesörü olan teyzeme
işaret verdi. Teyzem gözyaşlarına boğulmuştu. Uzun zamandır
gözyaşlarını tutuyormuş gibi bir hisse kapıldım. O da diğer elimi tuttu.
Kulağıma bir şeyler fısıldadı. Güldüm hem de kahkahalarla “Onlar ölmediler!”
Dedim yine. Hala şaşkın olan odadakilere sessizlik çökmüştü. Kimse
gülmüyordu. O an anladım ki o kadar çok istiyordum ki ölmediklerine
inanmayı. O kadar çok istiyordum ki hala yanımda olduklarına inanmayı.
Her şeyden çok hem de...

Gözyaşlarım yine beni yalnız
bırakmamıştı. Oda da ki herkesi dışarıya çıkarttı Bay Javert. Bir şeyler
sormamı, bağırmamı bekliyordu sanki yüzüme bakıyordu. Ama tek kelime
bile etmedim. Edemedim. O gün bugündür konuşmuyordum işte…

Ağlamaktan kıpkırmızı olmuştum. Daha fazla konuşamayacaktım. Şifacının da gözleri dolmuştu.

-Peki, canım artık evine dönebilirsin. Özgürsün…

Eve
gitmişim, gitmemişim ne fark ederdi ki. En sevdiğim yemekleri yapacak,
derslerimde yardımcı olacak bir annem; benimle alışveriş yapacak,
derdimi dinleyecek bir ablam; birlikte her yeri gezebileceğim, Quiddich
maçlarını izleyebileceğim bir babam olmadıktan sonra o eve neden
dönmeliydim ki? Nereye baksam onları görecektim. Ne yapsam onları
hissedecektim…

****

Evimiz iki katlı arkada ve önde küçük
bahçesi var. Öndeki kapıda, kapıya ulaşmak için koyulmuş bir-iki basamak
mevcut. Çok büyük değil ama DÖRT kişi için gayet ideal. İlk
girildiğinde minik bir holle karşılar. Holün iki yanında da birer geniş
kapı vardır. Bir tarafında oturma odamız diğer tarafında ise mutfak var.
İki kapıda hiç kapanmaz… Üst katta annemle babamın odası, benim odam ve
ablamın odası, banyolarımız mevcut…

Bahçeye girdiğimde annemin
güllerini gördüm. Hala eskisi gibiydiler annem olmasa bile açmışlardı.
Mis gibi kokularını içime çektim ve onun hemen sağındaki ahşap evimi
gördüm. Babam benim için yapmıştı onu… Evim küçücüktü. Ne kadar
büyüdüğümü o an anladım. Zor zamanlarımın başladığını o an anladım…

Merdivenleri
çıktım ve zile bastım. Annemin açması umuduyla… İçeriden ses
gelmiyordu. Ta ki büyük bir çatırtı çıkana kadar… Bu çatırtının sebebini
annem ciyaklayınca anladım. Ablam yine bir şey kırmıştı. Kapıyı açmayı
unutmuşlardı görünüşe bakılırsa içeriden bağırışlar yükseliyordu çünkü.
Ayağımı merdivenin demirlerine dayadım. Çantayı dizimin üstüne koydum ve
uzun bir aramadan sonra anahtarıma kavuştum. Anahtarımla kapıyı açtım.
Savaşın ortasında kalmamak için hızla merdivenlerden odama koşmayı
düşünüyordum ki sesler kesildi. Holün tam ortasında elimdeki çantayla
kalakalmıştım. Çanta elimden düştü. Sadece “Odamdayım!”
diyebildim. Uzun süre sessizlik oldu. Gözlerim dolmuştu. Annemin “Çabuk
şuraya gel!” diye bağırdığını duydum. Önce bana dediğini sandım ama
sakar ablamın bağırışını duyunca bana demediğini anladım. Belki de beni
duymamıştı bile… Bu senaryo sık sık olurdu bizde… Alışmıştım ama nedense
annem bir türlü alışmak istemiyordu, alışamıyordu. Sesler tekrar
kesildi. O an anladım ki zihnim bana oyun oynuyordu. Gözyaşlarım yine
beni ziyarete gelmişti. Sabaha kadar da gideceğini sanmıyordum. Çantamın
yanına oturdum. Dizlerimi kendime doğru çektim. Ellerimle kavradım ve
yüzümü dizlerime dayadım. Hıçkırarak ağlıyordum. Ne kadar ağladığımı
bilmiyorum hava kararmıştı. Işığı yakmak istemiyordum. Evi tekrar görmek
istemiyordum.

Mutfaktan yemek kokuları yükseliyordu ve bir
kadın sesi. Annemin sesiydi bu şarkı söylüyordu yine ve içerideki
sesler… Ablamla, babamın sesiydi. Satranç oynuyorlardı yine… Yine
kaptırmışlardı kendilerini bu sefer ablam ne istiyordu acaba? Tebessüm
belirdi yüzümde ayağa kalktım son bir gayretle. “Beni bırakmayacağınızı biliyordum”
dedim tüm gücümle. İşte o an sesler kesildi. Mutfaktaki mis kokular
gitti. Işıklar söndü birden… Kayboldu bütün büyü… Kayboldu gerçeklik… Ve
işte o an yine yalnız kaldığımı anladım. Yine zihnimin oyunuydu bu…
Yine yalnızdım… Ama o an kendime ve aileme söz verdim. Beni görüyorlardı
ve nasıl olsa bir gün buluşacaktık. O güne kadar onlara anlatabileceğim
bir sürü güzel anım olmalıydı. Söz verdim, artık çok mutlu olmasam da
mutlu olacaktım.

****

"Aslına
bakarsan bu benim başarı hikâyem sayılır. O günden sonra çok çalıştım.
Ne zaman amacımı ve sözümü unutacak olsam hiçbir zaman yanımdan
ayırmadığım, gülümseyerek el salladığımız bu gazete parçası bana sözümü
ve amacımı hatırlatır…


Şuan
akrabalarımla birlikte büyük bir malikâne de kalıyorum. Bu malikâneyi
babam bizim için yaptırıyordu. Büyük bir eve geçmenin zamanı geldi diye
düşünmüştü. Hem o işi yüzünden gitmek zorunda kaldığında yalnız
kalıyorduk kalabalık iyi olacaktı. Peki, ben niye hala yalnız
hissediyorum? “


Cevap beklemediğim bir soruydu bu. Onunda gözleri dolmuştu. İkimizde bir süre konuşamadık. “Sen gerçekten çok güçlü bir kızsın.” Dedi sessizliği bozarak. “Okul birincisi olmayı gerçekten hak eden güçlü bir kız…” Sustu. Gözyaşlarımı saklayamıyordum artık. “Ailen seninle gurur duyuyor olmalı…” Bu cümleden sonra hıçkırarak ağlamaya başladım. “Hey, hey seni üzmek için söylememiştim.” Biliyordum. Onun yüzündeki acıyı da görebiliyordum. “Özür dile…” Sözünü kestim. Bu sefer duymazlıktan gelme sırası bendeydi. “Anneni kızdırmadan geri dönsen iyi olur.” Dedim gülümseyerek. Yüzüne yine o hoşuma giden rahatlığı gelmişti. O da gülümsedi. “Benimle gelir misin? Senin gibi birini aileme tanıştırmayı çok isterim.”
Ve dördüncü şok… Hiç bir şey dememe fırsat bırakmadı ve elimden tutup
kaldırdı. İlk defa mutlu olmuştum. Uzun zamandan sonra ilk defa
heyecanlanmıştım. Sanki karnımdaki boşluk biraz olsun dolmaya
başlamıştı. Üstüme baktım. Tek kelimeyle berbattım. Anlamış olacaktı ki…

-Sorun değil ailen seni her halinle sever…
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Amanda Sylise
6.Sınıf Çaylak
6.Sınıf Çaylak
avatar

En Belirgin Özelliği : Sarı saçlarım , mavi gözlerim , hırçınlığım , kendime olan güvenim , moda anlayışım , sesim , popülerliğim ...
Kediniz : Möğlin^^ Bentüğ yumağı , akıllı oğlum. Seni çok seviyorum.
Nerden : Londra~~
Mesaj Sayısı : 1274
Kayıt tarihi : 17/01/10

Rpg Gücü
Rp Puanı Rp Puanı: 100
Uyarı Seviyesi Uyarı Seviyesi: +0

MesajKonu: Geri: Robert.   Salı Eyl. 07, 2010 2:55 pm

Hey dicek birşey bulamıyorum.
Süperdi.
Puanın 100* Arrow

_____________________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Aurnia Lilith Connolly
Admin / 5. Sınıf Çaylak / Karanlık Kızlar/Erkekler Lideri
Admin / 5. Sınıf Çaylak / Karanlık Kızlar/Erkekler Lideri
avatar

En Belirgin Özelliği : Erken dönüşmüş olmam. Daha 5. sınıf bir çaylağım ama her yerim döğme dolu.
Kediniz : Iris. Siyah ve mali gözlü harika bir yaratık.
Nerden : Massachusetts, Boston
Mesaj Sayısı : 594
Kayıt tarihi : 15/11/09

Rpg Gücü
Rp Puanı Rp Puanı: 100
Uyarı Seviyesi Uyarı Seviyesi: +0

MesajKonu: Geri: Robert.   Salı Eyl. 07, 2010 3:56 pm

rütübe veriliyor konu kilit.

_____________________________
Yıldızları süpürürsün, farkında olmadan,
Güneş kucağındadır, bilemezsin.
Bir çocuk gözlerine bakar, arkan dönüktür,
Ciğerinde kuruludur orkestra, duymazsın.
Koca bir sevdadır yaşamakta olduğun, anlamazsın.
Uçar gider, koşsan da tutamazsın...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://houseofnight-turkey.yetkinforum.com
 
Robert.
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
House Of Night :: Rpg :: Güç Seviyesi-
Buraya geçin: