Karanlığın ve ışığın buluştuğu yerde, elbet kan dökülecektir. Savaşın kapıları sana açıldı, gecenin sesini dinle ve yüreğindeki zarlarla oyna. Doğru yolu bulacaksın...
 
AnasayfaHouse Of NightTakvimSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Roxanne Richy

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Roxanne Richy
Yeni Üye
avatar

Kediniz : Tatiana. Yaramaz ve şişman pamuk yumağı. :)
Nerden : Ruhum gecenin aleminden, bedenim ölümlü dünyadan...
Mesaj Sayısı : 1
Kayıt tarihi : 17/02/11

MesajKonu: Roxanne Richy   Perş. Şub. 17, 2011 6:05 pm

Düşüyorum.
Hayır, hayır. Aklımı başıma toplamalıyım. Bu sadece bir rüya. Sadece bir rüya. Kendimi kontrol edebilirim. Ama dayanamayacağım. Uyanmak zorundayım ama uyanamıyorum. Hani karabasan gördüm derler ya, aynen öyle. Ağzımı bile açamıyorum, bütün kaslarım kilitlenmiş durumda. Rüyadan kaçmak için çırpınıyorum. Ama o ses, o tatlı ses… Beni rüyaya çekiyor. Boşluğa doğru…

Hayır!
Ciğerlerimden kopan çığlıkla beraber son zamanlarda sürekli gördüğüm rüya kayboluyor. Sanırım beni uyandırdığı için saatin alarmına da teşekkür etmeliyim.
İşte yeni bir gün. Artık uyumaktan korkar oldum. Son zamanlarda bu rüyayı öyle sık görüyorum ki. Vücudum her zaman tetikte, dikkatimi başka şeylere yönlendirmek iyi geliyor –bu şeyler dersler olsa bile.

Aslında bu kadar hastayken okula gitmek bile saçma. Babam evde kalmamı istedi –sanırım biricik prensesini gözünün önünden ayırmak istemiyor. Ama ben korkuyorum. Evde kalırsam uykuya dalmaktan, o rüyayı tekrar görmekten korkuyorum. Annem olsaydı bir şeyler yapardı –ah hayır. Yine annemi düşünmemeliyim. “O başka bir adamla kaçtı, bunu kabullen artık” diyorum kendi kendime. Deniyorum, inanın bana.

Tamam, bu kadar iç hesaplaşma yeter. Okula gitmek için hazırlanmam gerek. Bugün okulun son günü. Bundan sonra olabildiğince uyanık kalmaya çalışacağım. Hiçbir şey olmazsa gece üçte yatar sabah altıda kalkarım, önemli değil. Yeter ki şu rüyayı görmeyeyim, üç saatlik uykuyla yaşayabilirim –sanırım.

İşin aslı şu ki kendimi pek güzel bulmuyorum. Kızıl-kahve saçlarım, yeşil gözlerim, dolgun dudaklarım var. Olabilir. Bence pek hoş değilim ve az uykunun işleri daha da kötüleştireceğinden korkuyorum. On saat uyusam bile gözaltımda torbalar oluşuyor –şimdiki gibi. Harika, bir bu eksikti. Şimdi pudra sürmem gerekecek.
Aynada gördüğüm kişi bana hiç benzemiyor. Her zaman canlı ve enerjik biri olduğumu söylerler. Ha, gelin şu halime bakın! Gözlerimin altı morarmış, saçlarım karmakarışık, rüya görürken her tarafımı çizip çürütmüşüm. Ne harika bir güzellik abidesi!

Tamam, hemen hareket etmezsem geç kalacağım ve babamın uykusuzluk sorunum üstüne bir konuşma daha yapmasını istemiyorum. Üstüme her zamanki giysilerimi geçiriyorum –kot pantolon ve yeşil bir kaşmir kazak. Babam yeşil rengin bana çok yakıştığını söyler ama ben pek emin değilim. Tamam, çok fazla özgüveni olan biri de değilim.
Aslında hava pek soğuk değil ama ben donuyorum. Başım dönüyor ve ateşim var. Ama o rüyayı –belki de kabus demek daha doğru- tekrar görmektense okulda ders işlemeyi tercih ederim.

En azından kendime ait bir arabam var, babamın on altıncı doğum günü hediyesi. Kırmızı bir Mini Cooper. Çok lüks değil ama bana ait ve aslında arabamı gerçekten seviyorum.
Giderken en yakın arkadaşımı da almam gerek. Çok tatlı bir kız aslında. İsmi Elisabetta. Aslen İspanyol kökenli fakat doğumundan beri burada yaşıyor. İngilizcesi İspanyolcasından çok daha iyi.
“Hey, Rox.”Dalmışım. Arabanın kapısını açtığını bile fark etmedim.
“Selam, Lis,” diyorum gülümseyerek.
Sanırım bir açıklama yapmam gerek. Benim ismim de onun ismi de uzun. Roxanne yerine Rox, Elisabetta yerine Lis demek çok daha kolay.
“Yine aklın havalarda, değil mi, kızım,” diyor sırıtarak.
“Kes sesini Lis,” diyorum ama ben de sırıtıyorum.
“Tati yine arabanın döşemelerini yırttı mı yoksa?” Tati, daha doğrusu Tatiana, benim kar yumağım. Biraz tombul olduğu doğru fakat az kalsın benimle okula da gelecekti, arabadan zor çıkardım. Tabi bu arada döşemeler yırtılmış olabilir.
“Bana yine ‘O masum’ numarası taslama, Rox. Basbayağı döşemelerini yırtmış işte.”
“Buna alışmış olman gerekir,” diyorum sırıtarak.
“Ama onun mahvettiği koltuğa oturması gereken sen değilsin.”
“Sana yastık getirdim, onun üstüne oturabilirsin.”
“Çok sağ ol, Rox.”
“Bana borçlusun.”
“Ne? İnsan en iyi arkadaşına bunu yapar mı?”
“Bilmem,” dedim sinsice gülümseyerek.
“Bu şekilde gülümsemenden hoşlanmıyorum. İnsanı korkutuyorsun. Gazla, yoksa geç kalacağız. Ayrıca unutma, bu gece partime gelmeye söz verdin.”
“Pekala, öyle olsun.”

~***~***~***~

Sorun şu ki kıyafet almadım. Henüz. Pekala, biraz geç kalmış olabilirim. Ayrıca en yakın arkadaşımın partisinde rezil olmak istemiyorum. Baskı altındayım, tamam mı? Şu anda bir kıyafet seçmeye çalışıyorum. Aslında benim gözüm köşedeki kırmızı elbisede kaldı. Tüylü, dize kadar uzanan askılı bir elbise. Babam gözümün o elbisede kaldığını fark ediyor. Kahretmesin.
“Baba, şey ben-“
“O elbiseyi alıyoruz,” diyor babam görevli bayana.
Vay be, hayallerim gerçek oldu! Şey, en azından küçük bir tanesi. Elbiseyi deniyorum ve kendimi ilk defa güzel buluyorum.
“Çok yakıştı,” diyor babam.

~***~***~***~

“Sakin ol, Rox. İstediğin kadar kalabilirsin. İstersen kendi arabanla dönersin.”Babam kimseye tanınmadığı kadar özgürlük tanıyor bana. Bu fırsatı iyi değerlendirmeliyim.
“Teşekkürler, Bay Richy. Kızınızın yanından ayrılmayacağım,” diyor Lis. Bir bu eksikti. Kötü bir bakış fırlatıyorum.
“Rahatla, Rox. Bu sadece bir parti.” Sarı saçları ve mavi gözleriyle uyumlu camgöbeği renginde bir elbise giymiş. Çok güzel. Ona yakışmış.
“Güzelsin, iyisin, hoşsun. Ayrıca elbise seçimini takdir ettiğimi bilmeni isterim.”
“Sağ ol, tek ihtiyacım olan buydu,” diyorum alaycı bir sesle.

Gece ilerliyor.
Neredeyse herkes körkütük sarhoş. Benim de onlardan bir farkım yok.
Önemli değil. Uçuyorum.
Lis bir köşede erkek arkadaşıyla öpüşüyor. Geri kalanlar koltuklara yığılmış, sızmışlar.
Alkolün etkisiyle rüya gördüğümü düşünüyorum. Bir vampir, bir İz Sürücü görüyorum. Evet, bizim dünyamızda –insanların dünyasında- tanınıyorlar.
Adam bana yaklaşıyor. Kımıldayamıyorum, o kadar çok alkol almamalıydım.
Adam işaret parmağıyla alnımı okşuyor ve bulanık zihnimle algılayamadığım şeyler söylüyor.
Dünyam patlıyor.

~***~***~***~

“Rox, Rox, uyan! Sen işaretlenmişsin!”
Biri beni sarsıyor. Bu Lis.
“Hemen Gece Evine gitmelisin, ölebilirsin, Rox!”
Bayılıyorum.

~***~***~***~

Bu sefer uyandığımda tamamen farklı bir yerdeyim. Vampirlerin dünyasında. Yanı başımda babam ve Lis duruyor. Yattığım yer camın önünde ve arabamı görebiliyorum. Babamın arabası da orada. Lis, babamı aramış ve ikisi beni buraya getirmiş olmalı.

Gözlerimi kırpıştırdığımı görünce Lis yanıma koşuyor. "Ah tatlım, iyi misin, kendini nasıl hissediyorsun, alnın acıyor mu," diye sorularını sıralarken babam araya girdi. "Lütfen sakin ol Elisabetta. Beni de endişelendiriyorsun."

"Lis, baba, ben iyiyim. Biraz sakin olur musunuz?"
"Olamayız! Tamam, belki olabiliriz," diye ofluyor Lis.
"Bu arada,ayağımdaki bir ağırlık var sanki."
"O senin kedin, Rox. İşaretlenmen beynini de mi etkildi yoksa," diyor Lis sırıtarak.
Ona aldırmıyorum. "Aman Tanrım! Tatiana! Yaramaz pamuk yumağı seni!"

~***~***~***~

Alıştım. Artık vampirlerin dünyasındayım. Ve beni asla terketmeyecek bir annem var artık;
Nyx.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
Roxanne Richy
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
House Of Night :: Rpg :: Güç Seviyesi-
Buraya geçin: