Karanlığın ve ışığın buluştuğu yerde, elbet kan dökülecektir. Savaşın kapıları sana açıldı, gecenin sesini dinle ve yüreğindeki zarlarla oyna. Doğru yolu bulacaksın...
 
AnasayfaHouse Of NightTakvimSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 İşte benim RP bakalım kaç puan alıcam.

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
gizemmli_kız
Yeni Üye
avatar

En Belirgin Özelliği : mavi gözleri ve saçları
Kediniz : lulu
Nerden : Tulsa gece evi
Mesaj Sayısı : 2
Kayıt tarihi : 09/07/12

Rpg Gücü
Rp Puanı Rp Puanı:
Uyarı Seviyesi Uyarı Seviyesi:

MesajKonu: İşte benim RP bakalım kaç puan alıcam.   Ptsi Tem. 09, 2012 10:29 pm

Gözlerini açıp etrafına baktığında odasındaki ıvır zıvırlara bakmayarak onların tekmeledi. Tüm morali gece, annesiyle arasında geçen konuşmadan dolayı bozulmuştu. Gitmek istediği fuar şehrin dışında olduğu ve annesinin onun gitmesine izin vermediği için geceden beri annesiyle konuşmuyordu. Fuar, bilişim teknolojileriyle ilgili son model aletlerin, aygıtların ve eski, antika sayılabilecek eşyaların sergisi için sadece üç gün açık kalacaktı. Daha sonra şehirden ayrılıp New York'a dönecekti ve Jason bu fuarı tam bir aydır bekliyordu. Annesinin bu kadar anlayışsız davranmasına inanamıyordu. Tek çocuğunu, 'hayatımdaki tek varlığım' dediği kişiyi bir fuara bile götürmüyordu. Götürmediği gibi arkadaşlarıyla gitmesine de izin vermiyordu. Bunları tekrar düşündükte sinirden gözü dönerek yatağını sağındaki bilgisayarın hoparlörünü bir kez daha karşısındaki duvara fırlattı. Birkaç parçaya ayrılan alet, duvarda iz bıkarak gürültülü bir sesle yere düştü. Evde kimse olmadığı için bunu dert etmedi Jason. Zaten annesiyle yaşadığı evde ikisi dışında kimse olmazdı. Annesi evde olsa bu gürültüyü çıkarmak daha da iyi olurdu, hiç değilse amacına ulaşmış olurdu.

Şımarık bir çocuk değildi Jason. Sadece arada sırada normal bir çocuk olmak istiyordu, o kadar. Çoğu zaman annesi ona özel olduğunu, değişik bir çocuk olduğunu söylüyordu. Okuldaki etkinliklerin çoğuna katılmasına izin vermiyordu. Neden böyle yaptığını da "Sen normal bir çocuk değildin Jason, ileride anlayacaksın. Nasıl biri olduğunu anlayacaksın." diyerek güya açıklıyordu. Ama Jason, onun ne demek istediğini bir türlü anlamıyor, ne kadar çok sorarsa sorsun aynı cevabı alıyordu. İyi de ne zaman anlayacaktı? On iki yaşına gelmişti ve okula başladığından beri annesi onu bu bahaneyle oyalıyordu. Jason duş almak için banyoya doğru yola ilerlerken fuara gidecek olan arkadaşlarını düşündü. Şimdi hepsi okuldan kalkacak olan otobüse binip heyecanla yola koyulmayı bekliyor olmalıydılar. Jason’ın dün gece attığı mesajla moralleri bozulmuş olan Nick ve Jack -hınzır ikizler- otobüsü beklerken sürekli tartışıyorlar ve alabilecekleri birkaç alet için ne yapacaklarını belirliyor olmalıydılar. Aynada yüzüne bakarak kendi yaptığı duş sistemini kapattı. Yaz gelmişti ve artık sıcak suya ihtiyacı yoktu. Soğuk suyun altına girip bir süre beklerken düşündü ve vücudundan akıp giden suyun sesi eşliğinde kararını verdi. O fuara gidecekti.



Odasına girip üzerine bir şeyler geçirdikten sonra küçük boydaki sırt çantasını kaptı ve içine de notebook’unu koydu. Gerekli birkaç malzemeden sonra küçük bir de hard disk yerleştirdi çantasına. Anahtarını ve telefonunu da cebine koyarak dağınık hâldeki odasına bakmadan aşağı kattaki salona indi. İçindeki suçluluk duygusunu bastırmaya çalışarak sıkı güvenlik sistemleriyle donatılmış olan kapıdaki üç anahtar kilidi açtı, ardından da şifreyi girdi ve en sonunda da iki zinciri çekerek kendini özgür bıraktı. Bir de bunlar vardı işte: Sıkı güvenlik sistemleri. Sanki eve sürekli hırsız giriyormuş gibi annesi bunları yaptırmıştı. Jason, kilitler ne kadar zor olursa olsun bir şekilde çıkışı buluyordu. Şifre hiç sorun değildi, biraz uğraşmayla şifreyi kırıp değiştirebiliyordu. Tabii bunu annesi de anlıyordu, o yüzden mümkün olduğunda şifreyi bulmayı deniyordu. Böyle şeylere küçüklüğünden beri yakınlığı vardı. Aletler, aygıtlar, makineler… Hepsiyle yakın bir ilişkisi varmış gibi hissediyordu kendini. Hatta bu yüzden bazıları ona 'Robot Çocuk' derdi eskiden. Tabii kafalarına fırlatılan nesneler sonucunda bu lakaptan vazgeçtiler. Biraz fevri olabilirdi ama yapısı böyleydi. Yapabileceği bir şey yoktu.

En yakın otobüs hattına doğru giderken bir yandan da telefonundan gerekli ayarları yapıyordu. Hard diskindeki klasörleri kontrol ediyor, yanına almadığı dosyaları telefonundan hard diskine aktarıyordu. Evet, teknolojiyi çok seviyor ve her yerde kullanıyordu. Otobüs durağında çantasını yanına koymuş beklerken ona selam veren okuldan birkaç arkadaşına karşılık verdi. İşte annelerinin ısrarlarına rağmen fuara gitmek istemeyip okulun olmadığı zamanı dolaşarak geçiren çocuklar, diye düşündü Jason. Hiçbir zaman okul, ders ya da çalışmam hevesi olan birisi olmamıştı ama insanların bu fuara gitmek için fırsatları teptiklerine inanamıyordu. ABD’nin en büyük sergilerinden biri yayınlanıyordu iki gündür. Müdür yardımcılarına da neredeyse yalvarmıştı okulun bir gezi düzenlemesi için. Hatta sırf gidebilmek için serginin bir sürü faydasını sıralayıp çıktıları göstermişti müdür yardımcısına. Kadın da en sonunda yararlı olabileceğini kabule edip son güne bir tur ayarlamıştı. Bayan Keavy, bu kadar uğraştığını gördükten sonra kendisinin gelmediğini fark ederse neler olacağını düşünmek bile istemiyordu Jason. Bir taraftan da bunun için endişeleniyordu. Sonuçta bir hafta boyunca kadının başının etini yemişti bu fuar için.

Otobüse binip bir bilet aldıktan sonraki bir saat tam bir işkence gibi geçti. Şehir içi bir otobüs olsa bile trafik bir kez daha Washington'ı vurmuştu. Bu yüzden on dakikada gidebileceği yere yaklaşık bir saatte ulaşabilmişti. Otobüste boş bulduğu ikili bir koltuğa oturduktan sonra fırsattan yararlanıp notebook’unu açarak Nick’le irtibat kurmaya çalıştı. Hâlâ okulda olmalıydılar ama telefonu bir türlü çekmiyordu. Jack’i denediğinde de aynısı olunca pes ederek ikisine telefonundan bir mesaj gönderdi. "Planlar değişti, sizinle fuarın girişinde, bir saat içinde buluşalım." Mesajı gönderip telefonu cebine koyduktan sonra da bilgisayarını çantasına tekrar koydu. O sırada da yanına yaşlı bir adam oturdu ve daha birkaç dakika geçmişti ki adam horlamaya başladı. "Nasıl bir ses sistemi yuttun be ihtiyar?" diye mırıldanan Jason cama olabildiğince yanaşarak yanından geçen ağaçlara, araçlara ve insanlara baktı. Bu, sesi durdurmuyordu ama hiç değilse adamın ağzından akan salyaların üzerine düşme ihtimalini düşürüyordu. Daha az iğrenç bir ortam oluşturmak için horlayan adamı koridor tarafına itti. Adam biraz sallandı ve tekrar Jason'a çevirdi başını. Salyalar akmaya devam ederken iyice rahatsız olan Jason "Lanet olsun, neden tekli bir koltuğa oturmadım ki sanki?" diye fısıldayarak adamı tekrar itti. Bu seferkinde biraz fazla güç kullanmış olacak ki cama yaklaştığı anda küt diye bir ses duydu. Adam koridora düşmüş ve kalkmaya çalışıyordu. Bacaklarında da bir sorun var gibiydi. Bükülmüş dizlerine bakmamaya çalışan Jason suçluluk duygusunu bugün ikinci kez hissederek adamı kaldırdı ve cam kenarına oturttu.


Kalan yarım saatte de tek değişiklik adamın salyalarının Jason'ın üzerine değil, camın üzerine düşüyor olmasıydı. Artık adamın tükürük bezleri nasıl çalışıyorsa sürekli akıyordu tükürükleri. Bir doktora görünmesi gerektiğini düşünen Jason fuarın tabelasını camdan gördüğünde otobüste olanları unuttu ve yüzünde bir gülümsemeyle çantasını elinde taşıyarak otobüsten indi. Otobüstekilerin çoğu bu durakta inmişti Jason'ın arkasından. Otobüs bir tur döndükten sonra geldiği yola saparak giderken Jason istem dışı oturduğu koltukların hizasına baktı. Yaşlı adam artık orada değildi. Sadece cama bulaşmış olan salyalar vardı. Adamın otobüse bıraktığı hatırasına bakmamaya çalışarak otobüste kalan birkaç kişiye baktı. Muhtemelen bunlar görevliler falan olmalıydı. Kendi arkasından gelen gruba göz attığında adamı orada da göremedi. Nereye kaybolmuştu ki? En azından altmış yaşında olmalıydı. Yani ortadan kaybolmak için bu kadar hızlı davranmazdı. Omuzlarını silkerek kendi kendine "Neden adamı arıyorum ki sanki, daha fazla salya görmeyi de istemiyorum zaten." diyerek fuarın girişine doğru ilerledi. Çok güzel görünüyordu. Dev bir bilgisayar sistemi görüntüsü verilmiş olan alanın üst kısmı güneşi yansıtarak etrafına eşit ölçüde dağılmasını sağlıyordu. Çok zekiceydi. Yolu kullanıp fuarın yanından biri geçse bile bunu merak erek istemeden de olsa içeri girecekti. Bir saat önce, bu fuarı kaçıracağını düşündüğüne inanamıyordu.

Girişteki banklardan birine oturarak Nick ve Jack’i beklemeye başladı. Nerede kalmışlardı? Şimdiye çoktan burada olmaları gerekiyordu. Onlardan önce gelmişti ama yine de bu kadar uzun sürmemesi gerekiyordu. Kendisi de otobüsle gelmişti ama yaklaşık on beş dakikadır onları bekliyordu. Mesaj atmak için telefonunu çıkardığında "Bir Yeni Mesaj" yazısını gördü. Mesaj Nick’ten gelmişti. Otobüste bir arıza olduğu için yolda kalmışlardı ve en az yarım saat daha gelmeyeceklerdi. Jason her şeyi ters gitmesine lanet ederken yanına birinin oturduğunu fark etti. Kim olduğunu görmek için döndüğünde otobüste yanına oturan yaşlı adam olduğunu fark etti ve şimdi çok daha yorgun görünüyordu. Jason aniden "Hey, sensin. Otobüsten ne kadar da hızlı indin öyle. Yaşına göre fazla hızlısın" dedi ve ekledi, "bir de gereğinden fazla tükürük salgılıyorsun." Adam halsizce gülüp "Eğer sen de benim gibi olsaydın sen de böyle olurdun." dedi ve Jason'ı kolundan tutup kaldırdı. Jason ona direnerek "Ne yaptığını sanıyorsun?" diye sordu. "Dostum, buradan hemen gitmeliyiz. Yoksa her an-" Adamın sözünü kesen yaklaşmakta olan sürüngen gibi bir şeydi. Fuarın içinde hızla sürünüyor ve uzun iki metrelik iki kuyruğuyla her yeri dağıtıyordu. "Bu da ne böyle, sürünüyor mu o kadın? Ayrıca 'dostum' demek için fazla büyük değil misin?" Jason'ın sorularının hiçbirine kafa yormayan adam elini saçlarına götürdü ve saçlarını çekti. Ardından da genç bir yüzle karşılaştı Jason. Adamın yüzünden bir maske varmış ve 'dostum' demek için hiç de büyük değilmiş.

Jason, sürüngenin dağıttığı son teknoloji aletlere hüzünle bakarak koşmaya başladı. Bunu neden yapıyordu, bilmiyordu. Ama koşmazsa ve adamın -yani kendisinden birkaç yaş büyük olan çocuğun- dediklerini yapmazsa başına kötü bir şey geleceği kesindi. Yanından, elinde maskesiyle koşturan çocuğa bakınca onun dizlerini sürekli kırdığını gördü. Sonra bu basınca dayanamayan kumaş pantolon yırtıldı ve yırtıklardan kahverengi kıllarla dolu bir bacak göründü. Genç çocuk buna aldırış etmeden pantolonunu çıkardı ve daha da hızlandı. İki bacağı da kıllarla kaplı olan çocuğun boyu şimdi daha uzundu. Jason'la aralarında yaklaşık yirmi santimetre fark vardı. Jason daha hızlı koşmak istedi ama bir türlü yapamıyordu. En sonunda bir ağaçlık alana daldılar ve biraz durdular. "Nesin sen böyle?" Garip bacaklı çocuk ona Jason'a bakarak "Bu konuşma için daha güvenli bir yer bulmamız gerekiyor." diyerek elindeki kavalı çalmaya başladı. Arakalarından gelen sürüngenimsi şey yavaşladı ve aklı karışmış gibi etrafına baktı. Sonra da onların bulundukları yönün tam aksine yöneldi. Jason soruları sonraya saklayarak "Sanırım annemi arayıp haber vermem gerekiyor." dedi alaycı bir ses tonuyla. Aynı anda da garip, kıllı bacaklı çocuk konuştu. "Ben Dylan, bir satirim ve seni ait olduğun yere götürmeye geldim. Şimdilik bu kadarını bilmen yeterli." Jason ona bakıp çocuğun aklını kaçırmış olduğunu düşünerek "Ait olduğum yer mi?" dedi gözleri açarak ve "Şu anda ait olduğum tek yer garip bir yaratık tarafından yıkılıyor. Elinden gelen bir şey var mı?" diye sordu. Kendisine satir diyen çocuk başını hayır anlamında sallayınca da "Bunun bir rüya olduğuna inanmaya başladım." diye mırıldandı. Dylan’ın kendisini tutup yeniden koşmaya başladığını fark ettiğinde mecburen o da koşmaya başladı ve fuarı bir daha hiç göremeyeceğini anladı.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
İşte benim RP bakalım kaç puan alıcam.
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
House Of Night :: Rpg :: Güç Seviyesi-
Buraya geçin: