Karanlığın ve ışığın buluştuğu yerde, elbet kan dökülecektir. Savaşın kapıları sana açıldı, gecenin sesini dinle ve yüreğindeki zarlarla oyna. Doğru yolu bulacaksın...
 
AnasayfaHouse Of NightTakvimSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 ßir Ömür'de tek Nefes...

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Eliesha Cassandra Charles
6. Sınıf Çaylak / Karanlık Kız
6. Sınıf Çaylak / Karanlık Kız


En Belirgin Özelliği : Gülümsemesi o kadar güzeldir herkesi büyüleyebilir... Yoldan çıkmış bir meleği bile...
Kediniz : Destiny... seni huysuzz kedii tüylerini her yer saçmandan bıktım artık ...
Nerden : Tulsa Gece evi
Mesaj Sayısı : 112
Kayıt tarihi : 14/03/10

Rpg Gücü
Rp Puanı Rp Puanı: 82
Uyarı Seviyesi Uyarı Seviyesi: +0

MesajKonu: ßir Ömür'de tek Nefes...   Paz Mart 14, 2010 1:26 am

Bugün bu koca binadaki ilk günüm… Şu an tam merdivenlerin karşısında durmuş yeni okuluma beni 4 yıl boyunca içinde barındıracak olan Hacettepe üniversitesinin tam karşısında duruyorum. Ortaokuldan bu yana nasıl yüksünmeden bugünlere gelebilmek için çabaladığım ve uğruna her şeyi yaptığım okulun tam karşısında… Burada olmamın bir diğer nedeni? Aslında bu kadar inatla burayı istememin bir diğer nedeni de ortaokuldaki İngilizce hocamdı. Bana okumak istediğim üniversiteyi sorduğunda verdiğim cevaba gülerek karşılık vermişti. Dediği tek cümle beni bugünlere sürükleyen en büyük etken… Bana “sen bu okula gireceksin de bizde göreceğiz” demişti. O günden beri içimdeki hırs ve başarma azmiyle içimde her gün biraz daha arttı bu okula girme isteği. şimdi ise bu çabaların sonucu olarak her an beni o büyülü dünyasına çekmeye hazır bir üniversite hayatı duruyor karşımda. Evet, mutluyum. Bunu vücudumdaki bütün hücrelerimde hissede biliyorum. Başarmanın ve hırsın getirdiği mutluluğu saymıyorum bile! Bu kadar duygu selinden sonra artık gerçek dünyaya dönme vaktimi haber veren tatlı ve yumuşacık bir kız sesiyle irkiliyorum. Karşımda sarışın, gözleri yeşil, kısa boylu ama zayıf bir kız duruyordu. Ona baktığım anda onunla iyi arkadaş olabileceğimizi anlamıştım. Bunu bana hissettiren şey gözlerindeki sıcaklığı, ruhuna da aktarabilmesiydi. İç dünyamdan beni çekip kurtaran sözcükler sıralıyordu arka arkaya “Ne kadar büyüleyici bir yer değil mi? 4 yıl boyunca hepimizi kucaklayacak. Şu an bakıldığında herkesi ürküttüğüne eminim ama bu okulda çok güzel günlerimizin geçeceğinden de eminim…” diyor ve dönü bana elini uzatarak “ben Eylül” diyor. Elimi uzatıp ona karşılık veriyorum “Bende Nefes, tanıştığımıza memnun oldum’’ diyorum ve ona bakarak sırıtıyorum. Beni daha çok tanımak istediğini o anda hissediyorum. O da bana tahmin ettiğim düşüncelerini söz olarak ifade ediyor. “Farkında mısın bilmiyorum ama şu anda tam merdivenlerin ortasında durmuş şu koca binayı seyrediyoruz.”parmağını uzatıp okul binasını gösteriyor. “İstersen onun yerine hem birbirimizi biraz daha tanımak için hem de çömez olduğumuzu daha fazla belli etmemek için gidip kantinde otursak olmaz mı?”diye soruyor utangaç ama hevesli bir tavırla. Bu tatlı kızı kırmak mümkün değil insanı kendine içten içe bir güçle bağlayı veriyor. Burada tanıştığım ilk arkadaşım olması nedeniyle onu da kaybetmemek için teklifini hemen kabul ediyorum. Ve kantindeki masaların cama en yakın yanına gidip oturuyoruz. Daha oturmamla Eylül’ün bana “hangi bölümdesin” diye sorması bir oluyor. Büyük bir gururla “Uluslararası İlişkiler” diyorum.Kız afallamış bir şekilde suratıma bakıyor.Ben ona soran gözlerle bakınca cevap verme isteği hissetmiş olmalı ki hemen cevap veriyor. “Ben de uluslar arası ilişkiler bölümündeyim.”seninle aynı sınıfta olacağız demek. Tesadüfün bu kadarı bir kızla aynı duyguları hissettiğimi düşünerek yanına gidiyorum ve ta ta ta tam…”Doğru arkadaş, doğru seçimler ne kadar hoş”… Bu sözler karşısında ne diyeceğimi bilemiyorum ama daha şimdiden bir arkadaş edinmenin rahatlığıyla derin bir nefes alıyorum…


Eylülünde benim de okuldaki kayıt işlemlerimizi haletmenin rahatlığıyla kampüse doğru gidiyoruz. Ben İzmir’de oda Bursa’da yaşadığı iççin kampüste kalıyoruz şimdilik. Belki birkaç yıl sonra
kendi evimize çıkabiliriz Eylül’de tabii o zamanın şartları ne olacak kimse bilemez. Kampüsteki odalarımızı görevliden öğrendikten sonra dört arkadaş aynı dairede kalacağımızı öğreniyoruz. Bu mutlulukla koştura koştura odamıza çıkıyoruz Eylül’le ikimizde yeni oda arkadaşlarımızla tanışmak istiyoruz. Bir de aynı dairede kalmanın verdiği bir mutluluk var. Daha şimdiden birbirimize ısındık. Birbirimize benzeyen o kadar çok yönümüz var ki saymakla bitmez. Ama biraz özet geçeyim sizlere. Bir kere ikimizde temizlik hastasıyız çokta düzenliyiz. İkimizde İngilizceyi çok seviyoruz arada aramızda İngilizce konuşuyoruz. Bu kadarı şimdilik yeterli… Bugün ders programlarımızı almış oturuyoruz. Bir kaç kişi daha yanımıza tanışmaya geliyor onlarda uluslar arası ilişkiler bölümündeymiş. Sırayla kendilerini tanıtıyorlar bizlere. ‘Ben Berk’ diyor. Karşımızdaki kumral çocuk. Uluslararası İlişkiler okumak için İstanbul’dan geldim diyor ve daha uzun boylu yanık tenli fakat yeşil gözleriyle tezat bir görüntü oluşturan kibar bir çocuk bende Altan Hatay’dan geldim çok güzel bir duygu burada olmak diyor. İçten bir gülüşle iyi ve kibar çocuk olduğu her halinden belli. Tam derin düşüncelere dalarken ben bir kahkaha sesiyle geri dönüyorum dünyamıza. Bu güzel kahkahaya sahip arkadaşımız Salih’miş meğerse… Bize iyiden iyice sevdiriyor kendini… Esprileri ve taklitleriyle gülmekten geçiriyor. Bize son olarak bir arkadaşımız daha grubumuza ekleniyor. Adı Günce’ymiş o bizim tersimize sessiz, sakin bir kız ama onunla da iyi anlaştık. Derslere girip çıkarken bir gün daha sona erdi.


2 ay boyunca dersler yüzünden çok yoğunduk. Etrafımızla ilgilenecek bakacak vakit bulamadık. Fakat geçen gün okulumuza yatay geçiş yaparak uluslar arası ilişkiler bölümüne yeni gelecek olan bir öğrenci olduğunu öğrendik. Adının Ömür Soydan olduğunu öğrendik. Berk bu çocukla liseden tanışıyormuş. Anlattığına göre vurdumduymaz, umursamaz, herkese kötü davranan pislik bir tipmiş. Ben hiç sevmedim bu çocuğu tabii eğer gerçektende böyle bir tipse. Bugün gene her zamanki gibi okula gittik. Boş bulduğumuz bir banka oturduk Eylül’le. Salih’le Berke hemen yanımıza geldiler. 2 çift laf ettik. Sonra sınıflara doğru yürüdük. Eylül’le hep oturduğumuz masaya oturdum. Fakat onun arkamdan gelmediğini ve Berke’nin yanına oturduğunu görünce gülmeye başladım. Ne yapalım artık sırada tek başıma oturacaktım. Bugün Ömür denen o çocuk sınıfımıza gelecek. Nasıl biri çok merak ediyorum. Hoca yanında beyaz tenli, uzun boylu, kahverengi gözlü ve kahverengi saçları olan bir çocukla birlikte içeri giriyor. İlkten kim olduğunu anlamıyorum ama sonra onun Ömür olduğunu anımsıyorum. Çok karizmatik bir çocuğa benziyor uzaktan bakalım içi de aynı mı? Hoca “Ömür Marmara üniversitesinden bu bölüme geçiş yaptı çocuklar birlikte iyi anlaşacağınıza inanıyorum.”dedikten sonra Ömür’e dönüp “Boş bulduğun bir yere geçebilirsin.”dedi. Ömür bir süre etrafına bakındı ve sonra bana doğru ilerlediğini görünce sınıftaki tek boş yerin benim yanım olduğunu anladım. Gelip yanıma oturdu izin bile istemeden. Sesimi çıkarmadım. Ama anlattıkları kadar sinir bir tip olduğunu anladım. Bütün ders boyunca ikimizde konuşmadık. Hoca çıkın dediği anda koşturarak Eylül’ün yanına gidip yanımda oturmadığı için onu azarladım. Eylül gülmeye devam edince kantine gidip tek başıma oturarak dışarıyı seyretmeye başladım. Yanıma gelecek olan kimseyle konuşmamaya kararlıydım. Yalnız bir istisna vardı. Ömür. Gene izin almadan yanıma gelip oturdu. “selam! Ben Ömür kusura bakma derste izin almadan gelip yanına oturdum sende hiç konuşmayınca özür dileyemedim.”dedi. Hiçbir şey demedim Eylül’e o kadar sinirliydim ki ağzımı açarsam sinirden ağlayabilirdim. Ben susunca o tekrar konuşmaya başladı. “Çok sinirlisin galiba? Cevap verme gereği bile duymuyorsun.”dedi alaycı bir tavırla. Bu sözler sabrımı taşıran son damlaydı. “ Evet, çok sinirliyim. Arkadaşım yüzünden senin gibi bir gıcığın yanında oturmak zorunda kaldım. Bide üstüne ona kızıyorum ama o benim karşımda durup kahkahalarla gülüyor.” Deyiveriyorum. Ağzımdan çıkan sözleri duyunca çok utandım. Bunları ben mi söylemiştim? İnanamıyorum en iyisi çenemi kapatıp susmak. Ama onun cevabı beni daha da kızdırıyor. “Sinirlenince çok daha güzel olduğunun farkında mısın sen?” daha fazla konuşup sinirlerimi bozmadan oradan kalkıp gidiyorum. Anladım ki kantinde de rahat yok bana… Kendimi tuvalete kapatıyorum ama gülmekten kendimi alamıyorum. Bu çocuk Salih’in anlattığı kişiye hiç benzemiyor. Tam tersine çok tatlı etrafını, güldüren bir kişi gibi gelmişti bana. Şimdi bu saçmalıklara kafamı yoramazdım. Tuvaletten çıkıp derse girmem gerekiyordu ve bir ders daha Ömür’ü çekmem…


1 ay olmuştu Ömür okulumuza geleli. Artık onunla tartışıp durmuyordum. Tam tersine çok iyi anlaşıyorduk. Birlikte okuldaki kampüse gidip spor yapıyor, ders çalışıyor ve Ankara’yı gezintiye çıkıyorduk. Çok eğleniyordum onun yanında beni çok güldürüyordu. Derslerimde gayet iyiydi. Bu yüzden hiçbir şeyi kafama takmıyordum hayatım full time dolu geçiyordu. Bugün tatil ne yapsam acaba diye düşünmeye başlarken telefonum çalmaya başladı. Arayan Ömür’dü. Hemen açtım o güzel sesimle “Ömür” dedim. Bana “telefonun başında aramamı mı bekliyordun yoksa?” dedi gülerek.”Ya evet” dedim. Hemen konuşmasına devam etti. “Bu akşam kimseye söz verme seni bir yere götüreceğim ama sakın neresi diye sorma sürpriz.”dedi nasılda biliyordu ama nereye diyeceğimi… “Öyle olsun bakalım” dedim ve telefonu kapadım meraktan çatlıyordum. Hemen gidip akşam için hazırlanmaya başladım güzel bir elbise giyip saçıma maşa yaptım makyajla da tamamladım mı tamamdır. Gece için hazırdım. Ben hazırlanana kadar saat 20:00 olmuştu. Tam o anda ömür aradı “Hazır mısın? Ben kapının önündeyim.”dedi. “Hazırım beş dakikaya aşağıdayım.”dedim ayakkabılarımı giyip aşağı indim. Kapının önünde süper lüks bir arabayla takım elbise giymiş beni bekliyordu beni görünce arabadan inip oturacağım kapıyı açıp binmeme yardımcı oldu. Ona takılmaktan kendimi alamadım. “Bu ne kibarlık Ömür Bey tanıyamıyorum sizi.”dedim gülerek. Cevap vermese olmaz zaten “Aşk olsun Nefes hanım ben hep böyleydim.” dedi alaycı bir tavırla. O da arabaya bindiğinde güzel bir sohbet başladı aramızda. “Hala söylemeyecek misin nereye gittiğimizi?”diyorum merakla. “Ne kadar da sabırsızmışsın merak etme bu kadar gidince görürsün Nefes.”deyince gidene kadar bir daha hiç bu soruyu sormadım. Sonunda çok güzel ultra lüks bir restoranın önünde durduk. İnip kapımı açtı ve koluna girmem için kolunu uzattı. Kolumu koluna bağladım ve restorana doğru yürümeye başladık. Kendimi sanki restorana değil de nikah masasına doğru yürüyormuş gibi hissediyordum.


Masalarımıza oturduk. Yemeklerimizin gelmesini bekliyorduk. Şaraplarımızı koyduklarında dayanamayıp konuya girdi Ömür “ Nefes seni seviyorum.”dedi gülerek ona baktım sözlerine devam etmesini ister gibi el işareti yaptım. “ Biliyorum çok hızlı oldu daha güzel bir şekilde söylemek isterdim ama sende az çok beni tanıyorsun seni seviyorum ve bunu sana dolambaçlı yollarla anlatmak bana göre değil.” Aklımda birçok soru vardı Ne zaman? Nasıl? Neden? gibi ama hangisini seçeceğimi bilmiyordum. Bu zamandan istifade ederek sözlerine devam etti. “Sana kendimden bile daha çok güveniyorum ve sana açıklamak istediğim bir konu var madem sevdiğim kadınsın bunu bilmen gerek” dedi ve benden cevap bekler gibi sustu. “Tabii” dedim kafamı sallayarak. Benden onay aldığı için sözlerine devam etti. “ Nefes çok çok üzgünüm belki de gerçeği öğrendikten sonra bir daha benim yüzüme bile bakmayacaksın ama en azından üzerimden ağır bi yük kalkmış olur sana karşı kendimi mahcup hissetmem. Nefes BEN UYUŞTURUCU BAĞIMLISIYIM.” Bu sözler kalbime ucu keskin bir ok saplanmış gibi delip geçti beni. Ömür’le uzaktan yakından nasıl bir ilgisi olabilir ki uyuşturucunun? Şok olmuştum, incinmiştim, umutsuzlukla dolmuştum. Ben de onu seviyordum ona bunu söyleyecektim ama bu durumda nasıl olacaktı? Nasıl devam edecektik? Ne olursa olsun onu sevdiğimi bilmeliydi onun beni sevdiğini bildiğim gibi… “Bende Seni Seviyorum Ömür” dedim üzgün bi tavırla. Hemen gülmeye başladı gülüşünü bölerek sözlerime devam etmek zorundaydım. “Ömür böyle olmaz sen, nasıl bilmiyorum ama uyuşturucu bağımlısısın (bu kelimeyi tiksinerek söylüyordum) ve biz bu durumda devam edemeyiz.”masadan kalktım ve kapıdan çıkıp bi taksiye binip gittim. En doğrusunu yaptığımı düşünüyordum ama en kötüsüydü. Onu o halinde yalnız başına bırakmıştım daha fazla gücüm kalmamıştı. Takside kendimi tutamayıp ağlamaya başladım. Sonunda yurda vardığımda koştura koştura odama girip kapıyı kilitledikten sonra Yatağıma yatıp hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım. Nasıl kalacaktım ben onsuz? Onsuz ne kadar ömrüm olabilirdi ki? Ömürsüz bir ömür… Dayanamam yokluğuna. Bir kuyunun içine düşmüş gibi hissediyorum kendimi. Her an gözümün önünde olmasına nasıl dayanırım? Bu benim için okul hayatım boyunca bir işkence demek. Sonunda bu kötü düşüncelerden kendimi soyutlayıp, dış dünyaya geri döndüğümde aynanın karşısında duruyordum. Ağlamaktan gözlerim kıpkırmızı olmuş, makyajım akmıştı ne kadar ümitliydim oysa bu makyajı yaparken ne kadar da mutluydum… Sonunda kendimi sıcak bir duşa soktum ve kendime gelmeye çalıştım çok yorulmuştum. Biraz uyumak benim için iyi olabilirdi tabii uyuyabilirsem…



Beş gündür düzensiz uyuyordum. Kabuslar görüyordum. Beş gündür normalde bi gecede almam gereken sekiz saatlik bir uykuyla duruyordum. Ve tabii onsuz geçirdim bu beş günü. Dayanılmaz, çekilmez ve acı veren bi beş gün. Sonunda acı çektiğimi anlamış olmalı ki bir karar almış kendince kliniğe yatıyormuş bu durumdan kurtulmak için beni kurtarmak isterken kendi bir bataklığa sürükleniyor ama o bunun farkında değil. Bugün gidecek okulunu bir süreliğine donduracakmış. Her şeyi halletmiş anlaşılan böyle daha iyi olacak ikimiz içinde. Onun vedalaşmalı mıyım? Bilmiyorum. Buna katlanabileceğimi sanmıyorum Eylül’e de Günce’ye de sordu m bu durum ikisi de vedalaşmamın daha iyi olacağını söylediler ama sanki kendileri böyle bir durumda bu cesareti gösterebileceklerdi? Şu an hepsi onunla vedalaşmaya gittiler bense buradayım. Hayır gitmeyeceğim. Gidersem her şey daha da zor olur. İkimize de bu acıyı yaşatmaya hakkım yok. Şu anda yatağımda oturmuş kitap okuyorum. Canan tan’ın En Son Yürekler Ölür adlı kitabını. Nehir ve Deniz ayrılmayı kabullenemezken hayat onları ayırıyor biz ise ayrılamaya bu kadar uzakken kendimiz ayrılığı seçiyoruz. Çok güzel bir söz var bu kitapta;

Nehir nehir olmuş neye yarar bundan sonra?
Denize akamadıktan sonra…

Ömür yaşanmış neye yarar bundan sonra?
Tek bir nefes alamadıktan sonra…
Bize de en güzel bu uyar zaten. Sen kendin seçtin kızım bunu hiç sızlanma bundan sonra… Hayata kaldığın yerden devam hem siz daha hiçbir şey yaşamamıştınız ki. Unutması da kolay olur merak etme. Hem artık gözünün önünde de olamayacak daha kolay artık işin…
Şu kitabı okumaya devam etsem daha iyi olacak yoksa kafayı yemek üzereyim. Beni de kliniğe yatırırlar sonra…



Yarım saat sonra Eylül odamıza geldi. Beni gayet sakin ve kitap okurken bulduğu için şaşkın şaşkın suratıma bakıyordu. “ Ne var?” dedim dayanamayıp. “Hiç sadece şaşırdım. Ne bu sükûnet? Kızım sevgilinden ayrıldın üstüne üstün bide kliniğe gitti çocuk senin yüzünden ve sen burada eline kitap almış okuyorsun bu kadar mı duygusuzsun?” dedi bu kadar ağır konuşması gururumu incitmişti açıkçası. Cevap veremedim bütün hüznüm geri gelmişti o anda. Nereye gittiyse sanki?
“Evet, bunları harfiyen yaşadım. Ama bu unuttuğum anlamına gelmez. Tekrar aklıma getirdiğin için çok teşekkür ederim şimdi beni yalnız bırakır mısın?” dedim hiç düşünmeden. Bana cevap vermeden önce yatağıma bir zarf koydu “Üzgünüm amacım seni kırmak değildi seni daha fazla rahatsız etmeyeyim.” Arkasını döndü ve tam odadan çıkacakken “Bunu Ömür gönderdi okumanı rica etti.”diyerek mektubu gösterdi ve kapıyı çarpıp gitti. Çok korkuyordum acaba Ömür hangi gerçekleri yüzüme vuracaktı. Bu yüzden kâğıdı okumak istemiyordum ama öbür türlüde meraktan ölürdüm. Kâğıdı elime aldım ve okumaya başladım.

NE SENİ NEDE SEVGİNİ İSTİYORUM SENDEN.
SANA OLAN ÇOCUKSU SAF SEVDAMI
SANA BAĞLI CANIMI İSTİYORUM.
SANA EN BÜYÜK CEZA; YANLIZLIĞI
BIRAKIYORUM...

GÖZLERİMDEN AKAN YAŞALARA DEĞİL.
SANA ACIYORUM.
YÜREĞİME SAPLADIĞIN HANÇERE DEĞİL
SENSİZ GECELERDE KURDUĞUM HAYALLERE
YANIYORUM...
SANA OLAN SEVDAMDAN DEĞİL...
KADERİMDEN KAÇIYORUM...
SANA EN BÜYÜK CEZAYI YANLIZLIĞI
BIRAKIYORUM

SANA SENSİZ YAŞAYAMAM DEMİŞTİM...
YAŞIYORUM...
SENSİZ GÖZLERİM GÜLMEZ DEMİŞTİM...
GÜLÜYORUM...
SENSİZLİK NEFES ALMADAN YAŞAMAKSA BUNU HEP YAPIYORUM SENSİZLİK ACI ÇEKEREK GÜLMEKSE
YAŞIYORUM
SENSİZLİĞE MAHKUM OLAN BENLİĞİMLE...


Son sözlere geldiğimde beklide anlamayacaktım ağladığımı gözyaşlarımın kâğıda düşmesiyle fark ettim ağladığımı. Zaten onsuz yeterince acı çekiyordum bu şiirle ikiye katladı acımı. Haklı aslında müstahak bana yalnızlık. Cezamı çekmek zorundayım öyleyse…
Ah! Çok acıyor kalbim, çok ağır yüküm dayanamıyorum artık. Bir yardım eden yok mu? Ne oldu dostum dediklerine seni yalnızlığa terk etti onlarda ömrün gibi… Daha da dayanılmaz oldu bu okul onsuz. Yüküm her gün daha da ağırlaşıyor. İçimde günden güne artan ezinç duygusuyla yaşıyorum içimde. Yılbaşı tatilimiz var bir haftalık o sırada İzmir’e ailemin yanına gitsem belki biraz olsun rahatlarım kafamdaki düşüncelerden sıyrılırım. Evet, bu benim için en iyisi…



Eşyalarımı toparladım akşam 7 uçağıyla İzmir’e uçuyorum. Saat üç henüz ne yapsam acaba o saate kadar eskiden olsa düşünmeme bile gerek yoktu Ömür’ü arar bir şeyler yapmayı teklif ederdim. O da hemen kabul ederdi ama o yok artık. Çok özledim, onu çok mu zor? Bir kez olsun uzaktan görmek, doyabilir miyim ona? Olmaz böyle olmaz onu görmeden gidemem. Onunla konuşamam ama bana yazdığı gibi bir mektup yazabilirim. Evet, bunu yapabilirim. Masanın başına oturdum ve birkaç satır karalamaya başladım… Daha sonra çantamı alıp çıktım Ankara Numune Hastanesine geldim. Görevliden dışarıda gezintide olduğunu öğrendim. Beni yanına götürmesine rica ettim aramızda on metre kala durdum hemşire “Bakın işte orada” diyerek parmağıyla Ömür’ü gösterdi. Onu bu halde görmek ne kadar acı vericiydi anlatamam. Çantamdan çıkardığım şiir yazılı olan kâğıdı hemşireye uzatarak “Lütfen bunu ona götürür müsün?” diye rica ettim kırmadı beni ve kâğıdı alıp götürdü hemen oradaki kapının arkasına gizlendim. Hemşire kâğıdı uzatarak bir şeyler söyledi. O da bir şeyler söyledi ve kâğıdı aldı. Etrafına bakındı uzun süre sonra dayanamayıp okumaya başladı o düzgün el yazımı… O kâğıdı verenin ben olduğumu anlamıştı daha o okurken yazdıklarımı düşünerek ben ağlamaya başladım. Sanki aynı satırları okuyorduk ikimizde ikimizin gözünden de yaşlar damlıyordu…

Aynı şehirdeyken senden uzak olmak ne kadar acı ne kadar zor bilir misin? Sever misin? Döner misin? Benim ol?
Beni sev?
Bana gel der misin?

İkimizde çok iyi biliyorduk bunları yapabileceğini ama bu kadarını tahmin etmiyordum. Birden ayağa fırlayıp bağrışmaya başladı. “Ne kadar acı ve ne kadar zor bilirim, sev, dön, benim ol, beni sev, bana gel artık n’olur… Yapamıyorum sensiz ben artık, gel elimi tut ki bende bu illetten kurtulabileyim. Gel Nefesim ol n’olur?” deyince şok oluyorum ama daha fazla onsuzluğa dayanamıyorum. İçimden gidip ona sımsıkı sarılmak geliyor daha fazla bu duyguyu içimde tutamam. Kapının arkasından çıkıp ona doğru ilerliyorum. Orda olduğumu görünce yanıma gelip beni kucaklıyor. “Biliyordum burada olduğunu, biliyordum beni duyduğunu. Seni seviyorum Nefes hem de çok…” dedi bende ona sımsıkı sarıldım “ Bende seni çok seviyorum Ömrüm. Ne ben sensiz, ne de sen bensiz yapabildin ikimize acı çektirmekten ve hayatımızın bir kısmını çalmaktan başka hiç bir işe yaramadı bu. Bir daha asla bırakmayalım birbirimizi olur mu?”gözlerinin içine bakıyordum artık. “Olur, aşkım sen iste dünyalar bizim.”dedikten sonra dudaklarıma sıcak ve bir o kadar da ateşli bir öpücük konduru veriyor. Onu ne kadar sevdiğimi unutmaya çalışmak yersizdi. O buradaydı, tam kalbimde daha fazla yok sayamazdım. Ve artık onunlaydım ve bir daha bırakmaya hiç niyetim yoktu…



Klinikten birkaç günlüğüne izin aldık ve uçaktaki yerimi 2 kişilik olarak değiştirdim. Ömür de benle İzmir’e ailemle tanışmaya geliyordu. Bizim ilişkimiz seviyeli ve sürekliliği olan bir ilişkiydi ailem bunu ne kadar erken öğrenirse o kadar iyi olurdu. Ömür’ün söylediği kadarıyla artık o pis illeti aramıyormuş birkaç kez kriz geçirmiş ama hemen müdahale etmiş klinikteki doktorlar. Bunları duydukça kalbim daha da sıkışmaya başladı. Ama şükürler olsun ki o yanımdaydı biraz olsun bana o günleri unutturdu. Tam bu sırada uçak inişe geçti ve artık İzmir’deydik 1 saat ne kadarda çabuk geçmişti. Oysa o kara günler geçmek bilmiyordu. Uzun bir yolculuktan sonra sonunda bizim eve gelebilmiştik. Annem kapıda bizi büyük bir sevinçle karşıladı damadını enine boyuna iyice bir süzdü. Babamda aynı şekilde mutluydu ancak baba rolünün arkasına saklanıyordu. Annemlerde yemeğe bizi bekliyorlarmış. Hemen oturduk ikimizde çok acıkmıştık. Yemek bitiminde babamla Ömür salona geçerken Ömür pekiyi görünmüyordu. Fazla ilgilenemedim çünkü annem beni kolumdan çekiştirerek mutfağa götürdü. “Aferin kızım iyi bir çocuğa benziyor, ailesi de iyidir bu çocuğun demi kızım?” diye sorguya çekiyor annem beni. “Anne o ailesini Yalova depreminde kaybetti sakın bu konuyu daha fazla irdeleme Ömür’ü de çok üzersin. O bir evin tek çocuğuydu ve gayet zenginlerdi şimdi bütün mal mülk Ömür’ün. Oldu mu? İstediklerini öğrendin şimdi izninle içeri geçmek istiyorum.”dememle birlikte babamın “Nefes koş! Ömür iyi değil kriz geçiriyor.” Diye bağırması bir oluyor. Elimdeki tabakları elimden düşürdüğüm gibi Ömür’ün yanına koştum çok kötü görünüyordu hemen hastaneye götürdük. Uzun bir süre dışarıda bekledik. Daha sonra doktor yanımıza gelerek “ merak etmeyin hastamızın durumu gayet iyi. Sadece uzun süredir bağımlılık hapları almamasından kaynaklanan bir kriz geçirdi. Hemen iğnesini vurduk. Durum kontrolümüz altında. Yalnız merak ediyorum yakını kim?” deyince “Benim, ben sevgilisiyim ailesi yok sizlere ömür.” diye atılıyorum. “Peki, o zaman siz bu gece yanında refakatçi olarak kalın.”diyor kafamı sallıyorum hemen sonra arkasını dönüp yanımızdan uzaklaşıyor. Annemlere döndüğümde ikisi de kızgın bir ifadeyle bana bakıyorlardı. Onlara Ömür’ün bir zamanlar uyuşturucu kullandığını söylememiştim. Hemen söze girmeye çalışıyorum fakat annem benden önce lafa atılıyor. “hemen eve gidiyoruz küçük hanım burada kalmana izin veremem. Demek evimize serseri bi çocuk getirdin öyle mi?” diyor bana zaman bırakmadan. Babam da aynı kızgınlıkta belli ama kıyamıyor kızının gözyaşlarını “Peki bu gece burada kal ama bu konuyu en yakın zamanda konuşacağız unuttum sanma…” dedikten sonra anneme “Yürü hanım, evimize gidelim.” diyor ve arkalarını dönüp uzaklaşıyorlar hastaneden. Onlar gider gitmez hemen Ömrümün yanına gittim. Hastane yataklarının birinde her yanına hortumlar bağlanmış öylece yatıyordu, yüzü çok solgundu. Derin bir uykuda olduğu belliydi. Kıyamıyorum onu böyle görmeye, içim acıyor onu bu halde görünce gözyaşlarım üstüme damlamasa belki ağladığı mı bile fark etmeyecektim. Allah’ım sana yalvarıyorum onu içine düştüğü bu durumdan kurtar. Niye bize mutluluğu kabul görmüyorsun? Ne yaptım bende bana bu kadar acı çektiriyorsun. Artık Ömür’ün elini tutmuş resmen ağlıyordum. Artık dayanamadım ve başım Ömür’ün elinin üstüne düştü. Daha fazla taşıyamadım başımı çok ağır geldi. Sanırım Ömür biraz irkildi birden kafamı koyunca ama sonra o derin uykusuna geri döndü. İyi ki o şu anda uyuyordu birde benim ailemle uğraşmak zorunda kalmayacaktı. Birde ailem var tabii ne diyecektim onlara nasıl anlatacaktım hayatta beni dinlemezlerdi… Anlatmak zorundaydım. Madem o benim sevdiğim adam ve ben onunla her şeyi göze alıyorum bunu da yapmak zorundaydım. Ama sanırım bunu biraz ertelemem gerekecekti. Ömür hareket etmeye başlamıştı sanırım artık uyanıyordu. Karşısına böyle çıkmamalıydım. Hemen yüzümdeki gözyaşlarını sildim. O anda Ömür uyandı zaten. “Günaydın, beni çok korkuttun aşkım.”dedim. Ellerimi sıkı sıkıya tutmaya başladı gözlerimin içine bakıyordu .“Öğrendiler demi her şeyi. Çok üzgünüm aşkım sana bunları yaşatmaya hiç hakkım yoktu. Ailen beni istemiyor değil mi?”dedi gözlerimin içine bakarak nasıl yalan söylerdim ona hem de tam gözleri gözbebeklerime oturmuşken. Kafamı sallamakla yetindim gözlerim sımsıkı kapalıydı. Ama yaşlar gözlerimi kapatmama aldırmadan akıyorlardı. Ayağa kalkmaya çalıştı birden ama izin vermedim. “Nefes dayanamıyorum senin ağlamana. Bide bunları benim sana yaşattığımı düşününce daha da çekilmez oluyor. Lütfen ağlama kıyamam sana.”deyince hemen gözyaşlarımı siliyorum. Ayağa kalkıp ona sımsıkı sarılıyorum. “Her şeyin üstesinden geleceğiz aşkım. Bugünlerin hepsi hayatımızda gerçekleşen kötü anılar olarak kalacak.”diyor. Bu sözlere inanmaya benimde çok ihtiyacım var. Ama kolay olacağını sanmıyorum.


İstanbul’a gidiyoruz bugün sabah 7 uçağıyla. Annemlerle kavgalıyız aileyle kavgalı olmak çok kötü bir durum ama öyleyiz. Ömür’ün iyileşme çabası içinde olduğuna bir türlü inanmıyorlar ama öyle Ömür’ü kurtarmaya çalışırken benim o bataklığa batmamdan endişe ediyorlar. Hayır asla öyle bir şey olmayacak diyorum inanmak istemiyorlar. Daha fazla onların yanında kalamazdık. Ömür de iyi oldu zaten. Döner dönmez hemen kliniğe yatıp tedavisine devam edecek. Bende o sırada sadece derslerime çalışacağım vermemiz gereken sınavlar var. Sonrasında her gün Ömür’ü ziyarete gideceğim şimdilik annemler pek fazla sorun değil bizim için eğer yakınımızda olsaydı sorun olurdu. Ömür hep yanımda olacak ne kadar uzakta olsa bile. İşte bana güç verende bu Ömür benim için ama en çok kendi için bu illetle savaşırken, bende hep onun yanında olacağım. Birbirimizin yanında olursak geçecek bugünler. Biliyoruz ve ona göre davranıyoruz. Yazın evlilik kararı aldık. Neyi bekleyeceğiz ki? Onun ailesi yok benim var ama onu da yok saymam gerekecek. Biliyorum beni o evden gelinlik duvakla çıkarken görmek isteyecekler ama ne anlamı var? Bunlar ufak tefek şeyler, benim isteğim gelinlik filan değil Ömür. Ömürle ancak bunları yaşamadan evlenebilirim. Eninde sonunda bizi affedeceklerdir. Buna kalbimden inanıyorum.

Tamı tamına 5 aydır her şey yolunda annemler hariç. Ömür iyileşme sürecini tamamladı sayılır 15 günden az var çıkışına o klinikten ilk sene mi adam gibi notlarla geçirdim. Hala Ankara’dayız Ömür’le İzmir ‘e ya da başka bir yere gitmeyi düşünmüyoruz. İşlemleri tamamladık. Evleniyoruz 1 ay sonra ne kadar heyecanlıyım anlatamam. Ömür’ün zaten Ankara’da bir evi var orayı biraz değiştirdikten sonra oraya taşınacağız. Okulumuz kesinlikle aksamayacak ikimizde hayatımıza aynı şekilde devam edeceğiz. Tek bir fark olacak aynı evde tek başımıza kalacak ve aynı odayı paylaşacaktık. Sadece ikimize ait bir yer olacaktı. Düşüncesi bile çok hoş… Onu çok seviyordum ve onsuz kalamazdım. Bunu çok iyi anlamıştım. O acıyı bir daha çekmeyecektim.



Bugün evleniyorum. Üzerimdekiler ya da halim hiç önemli değil demiştim ama Eylül’le Günce beni dinlemediler. Ucuz ama bana çok yakışan güzel bir gelinlik almışlar sonra kuaföre sürüklediler beni saçlarımızı yaptırdık. Onlarda geri kalmadılar tabii… Nikâh şahidim Eylül olacak. Berk’le Eylül de okulun bitiminde evlenecekler. İstanbul’da yaşayacaklarmış. Birbirlerine o kadar yakışıyorlar ki canlarım. Melek gibi bir gelin olacak benim arkadaşım. Annemlerin haberleri var evlendiğimden düğünüme de davet ettim. Gelecekler mi bilmiyorum. Böyle evlenmemi hiç istemezdi. Ama bu benim seçimim ve mutluyum. Nikâhımı geç kalmak istemiyorum. Bu yüzden hemen hazırlandım ve Ömür’ün beni beklediği yere gittim. Şoförümüz Altan sağolsun bize yardımcı olmak için elinden geleni yapıyor. Ömür ne kadarda yakışıklı olmuştu. Tam bana uyum sağlıyordu. Ne kadar yakışıyorduk birbirimize böyle. Beni gördüğünde şaşırmış bir ifadeyle suratıma bakıyordu. Yanına yaklaştığımda beni arabaya bindirirken “Melek gibi olmuşsun meleğim. Zaten meleksin de bu beyazlar içinde daha bir başka olmuşsun.”deyince gülmekten alamıyorum kendimi.
“Sende öyle yakışıklısın ki o meleğin kanatları eridi seni görünce.”deyince ikimizde bir kahkaha koyverdik. Artık gelmiştik nikâh salonuna girdik ve yan yana ilerlemeye başladık elim ayağım titredi o anda. Bide annemleri görünce koltuklarda olduğum yerde donakaldım. Ömür kulağıma “Bak kızlarına dayanamayıp gelmişler her şeyin daha iyi olacağını biliyordum.”diye fısıldadı. Annemin gözleri kan çanağına dönmüş ağlamaktan babam ise o gururlu halinden ödün vermiyor. Artık daha bir mutlu daha huzurluydum. Ailem yanımdaydı, sevdiğim adam kocam olmak üzereydi daha ne isteyebilirdim ki? Allah’a sesiz bir teşekkür gönderdim içimden. Bu düşüncelerden nikâh memurunun sesiyle kurtulabildim ancak. “Siz evlenmek için belediyemize başvurdunuz. Evlenmenizde bir sakınca bulunmadığı görülmüştür.
Siz Nefes Kemer, Ömür Soydan’la evlenmeyi kabul ediyor musunuz?”deyince bir an ne diyeceğimi unuttum.sonra “Evet kabul ediyorum” diyorum o sırada nikah memuru Ömür’e “siz Ömür Soydan, Nefes Kemer’le evlenmeyi kabul ediyor musunuz?”deyince Ömür gülerek cevap veriyor “sorumu bu ben kaç aydır bu kadını bekliyorum biliyor musunuz tabii ki kabul ediyorum.”bütün salon bu sözler sonrasında gülmeye başlıyor ve bende o anda Ömür’ün ayağına basıyorum. Sessiz bir çığlık kopartıyor ve sonra gülerek bana bakıyor. Nikâh memuru sözlerine devam ediyor. “Şahitlerinde onayıyla sizleri karı koca ilan ediyorum. Mutlu, sağlıklı, huzurlu bir hayat geçirmenizi diliyorum. Buyurun nikâh cüzdanınız” diyerek bana doğru uzatıyor elindeki borda kitapçığı sözlerini kaldığı yerden devam ediyor sonrasında “Gelini öpebilirsiniz.”dedikten sonra arkasını dönüp gidiyor. Ömür bana dönüyor ve tabii bende ona “seni seviyorum” diyerek dudaklarımı bir o kadar yumuşak ve sıcak bir buse konduruyor. Sımsıkı sarılıyoruz birbirimize o anda bıraksalar öyle kalabiliriz uzun bir süre. Ama kalamıyoruz tabii… Sonrasında gidip yemek yiyoruz hep birlikte. Yemek sonrası annemle babam bizi tebrik ederek İzmir’e geri dönüyorlar bütün olumsuzlukların geçtiğini onlarında anlamasına çok seviniyorum. Bizde artık sadece ikimizin evi olan o eve doğru yol alıyoruz. Bütün işlemler tamamdı. Annemlerle barışmıştık, evlenmiştik, para sıkıntımız yoktu işlerle. Ömür’e babasının şirketleri ve parası miras kalmıştı. Onun yerine amcası ilgileniyordu ve en önemlisi de çok huzurluyduk. aşkımızın karşısında hiçbir engel yoktu artık.



6 yıl oldu biz evleneli çok güzel günler yaşadık ömrümle bu evde. Okullarımızı bitireli 3 yıl olmuştu.
26 yaşında bir kadın sayılırdım artık.
Ömür de bende aynı yerde babasının mirasında çalışıyorduk. O tüm işlerle ilgileniyordu. Bense sadece uluslar arası olan işlerde. Çok mutluyduk ve artık bu aşkımızı meyvelendirmek istiyorduk. Eylül’le berk evlenmişlerdi ve bizim İstanbul’daki kolumuzda çalışıyorlardı. Günce İtalya’ya mastır yapmaya gitti. Salih’te onun hasretine dayanamayıp peşinden düştü İtalya yollarına ikisi orada yaşıyorlar artık. Annemlerde gayet iyiler bir torun istiyorlar bizden zaman ne gösterir bilemeyiz tabii… Ve biz çok mutluyuz hala aşk kokusu var evimizde ve umarım hiçte bitmez. Bu aşk kokusuna yeni bir ortağımız daha olacakmış. Kızım… Hele bi doğsun adını su koyacağız yaşamımızın için en ihtiyaç duyduğumuz şey çünkü kızımız Su…






Şimdi sen su olduğunu düşün. Su kadar özel, su kadar faydalı ve su kadar çok... Tükenmez....
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Svetlena Xenoisse
Yüksek Modaretör/ 4. Sınıf Çaylak / Karanlık Kız
Yüksek Modaretör/ 4. Sınıf Çaylak / Karanlık Kız


En Belirgin Özelliği : Sesim ve güzelliğim.
Kediniz : Celia ~ Yeniyetme bir Çaylakken beni seçen gri tüylü sadık kedim.
Nerden : Ruhum Olimpos'tan, bedenim gecenin gizemli karanlığından..
Mesaj Sayısı : 507
Kayıt tarihi : 14/02/10

Rpg Gücü
Rp Puanı Rp Puanı: 90
Uyarı Seviyesi Uyarı Seviyesi: +0

MesajKonu: Geri: ßir Ömür'de tek Nefes...   Ptsi Mart 22, 2010 9:11 pm

Oldukça uzun ve akıcıydı ama Rp 3. tekil şahıs ağzından yazılmalıdır.
Dialogları renklendirseydin daha hoş bir görünüm kazanabilirdi.
Bazı yerlerde yazım yanlışları vardı.
Bunlara dikkat ederek bir Rp daha yazıp Rpg Dersliğine ekleyerek puanını arttırabilirsin.

Puanın: 75
Rütben Adminler tarafından verilecektir.

Konu kilit Arrow
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://olympiansdemigods-rp.yetkinforum.com/
 
ßir Ömür'de tek Nefes...
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
House Of Night :: Rpg :: Güç Seviyesi-
Buraya geçin: